10 Şubat 2011 Perşembe

Sana gömmeden önce kalbime gömdüm seni. Şimdi; foseptik gibi ceset dolu yüreğim!

Ayrılan bir tek bedenler değilmiş aslında. Bedenle birlikte ruhta ayrılırmış birbirinden... Daha sonra akılda terk edermiş bedeni... Ya gidenin peşine takılırmış, ya da.... Gidermiş çok uzaklara ağıtlar yakmaya...

Bu söylediklerim ne bir masal, ne de bilim adamlarının yaptıkları açıklama... Yaşanmışlık sadece.
Zaman kavramının yok olduğu ve ''ağla açılırsın'' aforizmasını çürüttüğüm zamanların yaşanmışlık hikayesi bu..
Güneşin doğuşunu görüp batıyor sandığım, göz altlarımın liposakşın yapılcak kıvama geldiği, torbalar değil poşetler çuvallar oluştuğu, sorulara en çok ''hayır madde bağımlısı değilim'' şeklinde cevapladığım zamanlar işte...
İşte ben o zaman anladım içimdeki boşluğun çimentoyla dolmayacağını ve o anladım Tanrının ne kadar bencil olduğunu..

Beyaz bir gecede siyah şimşekler çakarak gök gürültüsünü arka fon yaparak bağırdı bana.
''BİRİNİ BENDEN ÇOK SEVERSEN ONU SENDEN ALIRIM!'' diye..

Şimşekler çaktı. Yağmur damlacıklarıyla gönderdi meleklerini, sırf benimle alay etsinler diye.. Yüzüme, gözüme damlayıp gözümdan akan yaşları kamufle ettiler..

Yardım sever bir damla kadehime damladı.. İşte o zaman tanıştım serhoşlukla..
Dualar ettim olmayan Tanrıma kelimeleri telaffuz edemeyerek, ağzımda yuvarlayarak, tükürerek!

Fakat biçare bir söz ile kim kavuşmuş sevgiliye...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder