5 Haziran 2012 Salı

Zulmün Bileğini Büken Yörükler!





Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Dedem Demirci Mehmet Efe beşiğimi tıngır mıngır sallar iken diye başlayan eski Türk masallarında, çok da uzak olmayan diyarlarda, zulm eden insanlar git gide çoğalmış. Yalan, hak yeme, zenginin fakirleri sömürerek zengin olduğu dönemlerde çıkmış dağlara dedem… Basmış tetiğe!


Masalları, destanları bırakta konuya gel derseniz. “Yörükler” diyerek başlarım konuma. İlgini çekerse devam edersin, etmezse… Yörükleri hala o bağnaz, devletçi ve milliyetçi olarak tanımlamaya devam edersin.


Yörüklerin kendilerine “ırksız ırk” dediğini kaç kişi bilir? Kaç kişi bilir Molla Ahmet’i, Demirci Mehmet Efe’nin, Kawa’ya olan inancını? Kimbilir belki Demirci Mehmet Efe, tıpkı Demirci Kawa gibi her öldürdüğü zalimin arkasından tepelerde ateşler yakar, yanındakilerle bu zaferi kutlardı…


Yörük kelime anlamı itibariyle “yürüyüp duran”dan gelir. Sürekli yürür ve göçer vaziyette oldukları için gittikleri her yerin kültüründen bir parçada olsun etkilenmişlerdir. Osmanlı Devlet’inin envanter tutanaklarına da değinirsek “cemaat-i müslim”de sayılmaz atalarım. Bu tutanaklarda, iki kısım vardır. Birisi “cemaat-i müslim” diğeri de “cemaat-i yörük”tür.


İşte tam o dönemlerde başlayan, asimilasyon, sindirme, baskı, bu dönemlere kadar gelmiştir. Öyle bir gelmiştir ki bir dernek kurup Yörükleri “Türk, Devlet Bağımlısı, ecdadları Osmanlı Devleti olan” olarak tanımlama cesaretinde(!) veyahut bilgisizliğinde bulunmuşlardır. Memleketimde bu, “sözüm ona” derneğin, gençlik kolları toplantısına gittiğini anlatan bir arkadaşımın anlattıklarıyla önce dakikalarca gülüp, daha sonra “ya hu biz bu zihniyeti n’apacağız?” diye düşündürmüştü. Anlattığını aynen bize iletsin diye bu kısmı ona ayırdım;


“Gençlik Kollarında yaşı en genç olan kişi kırk beş yaşında, odaya bir girdim Türk Bayrakları, kocaman iri iri adamlar! “Pardon, yanlış geldim” diyip koşarak kaçasım geldi o Ülkü Ocakları tarzında bezenmiş yerden. Diken üstünde oturduk masaya muhabbete başlayınca adamın bir Yörük değil, bir milliyetçi olduğunu, hem de kendi ırkından asimile ederek Türk milliyetçiliğine soyunduğunu anlamam geç olmadı.”


Yörüklerin, Osmanlı oteritesini reddederek tarihteki en büyük isyanlardan biri olan “Celali İsyanları”nda önemli bir rol oynadığını ve bu isyandan sonra teker teker, dağlara bel bağladıklarını, zulm edene korku saldıklarını bilmeyen ve kendine “Yörük” diyene ne demeli bilmiyorum.


Tabi ki zamanla bu direnişi, bu baş kaldırmışlığı bastırmak için çokca şeyler vaad edilmiştir Yörüklere. Başta mevkii olmak üzere… Bunun için kendime Efe olarak en çok Demirci Mehmet Efe’yi benimserim. Yazılanların aksine Demirci’yi bir de Nazilli de dedelerin ağzından dinlemek vardır ki, tadından yenmez. Demir Mehmet Efe’nin son yıllarında Karacasu’da birlikte olan bir dedeye “Demirci Mehmet Efe” diye sorunca bize şöyle anlatmıştı.


“Bizim Mehmet Efe… Hey gidinin Mehmet Efesi! Mert adamdı, mert! Önce bi’ şunu kabul edelim asimile olmayışımızı hala kendini “Yörük” olarak benimseyenlerin var olmasını Mehmet Efe’ye borçluyuz. Halk adamıydı Mehmet. Nerede bir hak kavgası, halk mücadelesi var. Mehmet Efe oradaydı. Düzenli orduya katılmayan, yükseklerde gözü olmayan tek Efe’de Mehmet Efedir ha! Diğerleri hep bir Türklerin alkışına tabii tutulur ama konu Mehmet Efe’ye gelince “işbirlikçi!” derler. Önce bir kendi tarihlerine baksınlar, Kazım Karabekir Paşalarına baksınlar da işbirlikçinin hasını görsün deyyusler! Şimdi sen “neden işbirlikçi deniyor?” diyeceksin. E Çerkez Ethem’i sonuna kadar dinleyip, halkı için yaptığı mücadelede yanında olmuşturda ondan! Sonra Demirci Kawa’nın efsanesinden etkilenmiştirde ondan! Ah, ah kaç kişi bilir ki Mehmet Efe’nin her kazandığı zaferden sonra dört tepe başında ateşler yakarak zaferi kutladığını? Onun içindir ki, bahar bayramını bizler de kutlarız. Kawa’nın ateşinden de atlarız, Mehmet Efe’nin ateşinden de! Yazılı belgelerde Mehmet Efe teslim oldu derler. Varsın desinler! Nice yiğitlere pislik attılar, ellerinin kirlendiğini görmeyerek. Şimdi o pis ellerle bizim tarihimize dokunuyorlar. Yok efendim!! Elletmeyiz Efe’lerimizin, Yörüklerimizin tarihini kimseye!! Melih Cevdet Anday ne güzel demiş. “Ağlar bu mezarlıkta Yörükler her gece/Bakıp iri yıldızları davar sanmaktan/Düşünürler eski günleri, iskan’dan önce/Geri de kalmanın hüznü yamanmış yaman!” “


Bu hikaye 4 yıl önce bana ve kuzenlerime kapısını açan Ahmet Amca tarafından anlatılmıştı. Biz de bir heves bir yandan ses kaydı alıyor bir yandan not tutuyorduk. Dedeyi dinledikten sonra anladık ki Yaşar Kemal tek bir cümlesiyle çok da güzel anlatmış Yörükleri;


“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler!”

1 yorum:

Adsız dedi ki...

teşekkür

Yorum Gönder