Kayıtlar

#EloveGGeziyor // BODRUM

Resim
Aylarca gün saydım, son 15, son 10, son 3 veeee!
BODRUMDAYIZZZZZZZZ! 18 Ağustos gecesi, Cevat Şakir'in "Başka yerlerde nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır" dediği Bodrum'a Emile Zola'nın "Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez." mottosuyla kavuştuk.
Her yeri olmasa da kısacık tatilimizde, müthiş anılar biriktirdik Bodrumda.  Önce bölgelerin bulunduğu minik haritayı aşağıya eklemekle işe koyulacağım; TURGUTREİS 
Biz, Turgutreiste kaldık. Haliyle uyandığımız günün ilk sabahı ilk işimiz sırt çantalarımızı hazırlayıp Turgutreis'te kahvaltı yapacak bir yer aramak oldu. Onca mekan geçince Marinadaki Mado'ya bulup kendimizi müthiş bir kahvaltıyla ödüllendirdik.

Tabana kuvvet olduğumuz için daha fazla uzaklaşmamak adına, bir süre daha gezip bir plajda denize girmeye karar verdik. Bodrum beach'lerinin çoğunda işleyen kural; "şezlong parası verme, şu kadar para ver ve o kadar paralık bişeyler ye-iç" Örneğin; iki kişi, iki şe…

Hoşçakal 23 Yaşım, Hoşgeldin 24 Yaşım...

Hoşça kal 23 yaşım,


Müthiş tecrübelere şahit oldum seninle, iyisi de oldu kötüsü de oldu.
Hepsinden dersler çıkardım, hepsini kabullendim, hepsine teşekkür ettim ve hepsini affettim.
(Af kısmı henüz içselleşmemiş olsa da, temennim içsel olarak affedip O'na havale edebilmek. Çünkü, "şüphesiz O her şeyi gören ve bilendir")


Hediye gelen kitabımdan kendime bir şiir tutmak istedim, kitabı sıkıca kapatıp hızlıca açınca karşıma şu satırlar çıkıverdi;


"Hayatta hiç bir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim."
-Sabahattin Ali / "Kürk Mantolu Madonna"


Evet 23 sene boyunca kafamdaki uçsuz bucaksız hayat sahnesinde hep harikulade şeyler hayal etmiştim.
Çoğu olmadı mı? Bin şükür oldu!
Ama, yaş ilerledikçe ve sık sık eskiye özlem arttıkça; hayatın kafamın içi kadar güzel olmadığını; kötü insanların, kötü dillerin, kötü gözlerin olduğunu görebilir oldum.


Hiç bir beklentim yok gelecek yaşlarımdan.
Alkışı duydum, ihaneti gördüm. …

Akdenizde Bir Ada: Kuzey Kıbrıs

I. Kıbrıs’ın Coğrafyası:
Toprakları kuzeyde Dipkarpaz, batıda Güzelyurt, güneyde de Akıncılar'a doğru yayılır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları arasında Birleşmiş Milletler’in kontrolünde tampon bölge bulunmaktadır.


     II. Kıbrıs’ın Ekonomisi:


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti uluslararası camiada tanınmamasından dolayı ekonomik olarak Türkiye'den yardım almaktadır. Tedavüldeki para birimi Türk Lirası'dır. KKTC'nin neredeyse tüm ithalat ve ihracatı Türkiye üzerinden gerçekleştirilir.

III.Kıbrıs Tarihine Bir Yolculuk
      A)Kıbrıs’ın Tarihi: Tarih boyunca sırasıyla; Antik Mısır, Hitit, (tekrar) Mısır, Fenike ve Asurluar’ın egemenliği altında olan Kıbrıs, MÖ. 669’da kısa bir dönem bağımsızlık kazandıysa bile tekrar Mısır firavunu Amasis tarafından kontrol altına alındı.             Kıbrıs II. Selim hükümdarlığı esnasında, Lala Mustafa Paşa komutasındaki ordu 1571de fethedilmesinden sonra Osmanlı idaresine …

Islıkla Bölücü Örgüt Sloganı Atan Ülkenin Tribünlerinde Siyasi Slogan Yasağı

"27 Mayıs 2008 gününü kaç kişi hatırlar?" diye sorsam, bilenlerin renginin koyuluğunu taa buralardan görebilirim. 27 Mayıs günü çArşı kendisini feshetti. Üzerine çokca laflar yapıldı. Yok "Alen doğdu, çArşı öldü", yok "27 mayıs darbesine göndermeydi" derken açıklama geldi ve yürekleri dağladı. "çArşı'nın, Beşiktaş'ın önüne geçtiğini söylediler. Hiç bir şey Beşiktaş'ın önüne geçemez; çArşı artık yok!" Ama aşk bu ya, üç ay sonra bir açıklama daha; "dosta düşmana duyuruyoruz, geri döndük!" Ve, içinde olanlar bilir o günü tek ses denildi ki; "Alem biter, Ortam biter, çArşı bitmez!"

Bitmez tabi ya... Bitmez. Ama bu camiada, ortalıkta cirit atan gemiyi ilk terk eden fareleri, çatal dilli yılanları da bitmez... Gezi Parkı olayları boyunca bir grup çArşı'yı nereye sığdıracağını bilmezken, bir grup da nasıl çamur atacağını bilmez halde debelendi durdu... Önce tutukladılar, sonra kefaret dediler. Takımın borçlarını, kend…

Hurdalıktan İç Döküntüleri

PAZAR, TEMMUZ 28, 2013 / #2


Aklımda bir şarkı vardı. Yanımda deri kaplı kırmızı bir kitap.

Şarkı senin için lüzumsuz birisinin, kitap ise kavgamızın köşe taşlarından… Eski dilde başına “Hime" gelince “kalem oynatan" anlamına gelir soyadı. Yani senin anlayacağın dilde söyleyeceğim, Nazım Hikmet Ran‘ın kitabı.

Yüzyıllar sonra kuvars taşı en değerli taş olacak derler. Altından ve pırlantadan bile, düşünsene! Doğada çok fazla bulunduğu için, yakıt olarak kullanılabilecekmiş motor çağında. Demem o ki sana; bu kitap benim yüzyıllar sonra bile kuvars taşım!

Aklımdaki şarkı şimdi sustu. Ama bir kısmında diyordu ki; “gülüşlerinden anlamıştım, ilk görüşte işte dedim ‘aşk dedikleri bu olmalı’ " 

Hani öyle vakitler oluyor ki, bilmiyorum ifşa etsem mi ama böyle saçma sapan bir yerde o kadar naif bir şekilde delip geçiyor ki böyle şarkılar. Diyorum; ne gereği vardı şimdi? "Hurdalıktan iç döküntüleri" demiştim böyle yazılarıma… Hurdalık deşeleyicisiyim adeta.

Az önce bir fotoğraf…

Hurdalık’tan İç Döküntüleri

PERŞEMBE, MART 14, 2013 / #1

Göz kapaklarıma ağırlık takılmışcasına, kendiliğinden kapanıyor. Ve ben bu yorgunluğa rağmen yazmak istiyorum uzunca aradan sonra. Her zaman ne yazacağımı planlayan, can alıcı cümleleri kafamda kelime kelime belirleyen ben; bu defa ne yazacağımı bilmiyorum… Ama… Niye yazdığımı çok iyi biliyorum.

Geçenlerde bir arkadaşım lise yıllarında izini kaybettiğim, benim için ‘baş ucu’ değil ‘göğüs üstü’ kitabı olan “Cezmi Ersöz-Şizofren Aşka Mektuplar” kitabını ona verdiğimi ve unuttuğumu söyleyince sevincik delisi oldum. O an başka birisi de çıkıp kaybolan yıllarımı geri verse, umursamazdım pek…

“Peki” dedim. “O kitaba yıllar önce yüklediğim anlamı bana, bugünkü Ebru’ya verebilecek mi?” Cevabı ‘hayır’dı. Bir yerde okumuştum, “Herşey değişir. Bir bulut geçer, ardından gri renk bırakır. O da git gide silinir.” yazıyordu.

Benim içimdeki bulut çok ağlamıştı, çok yağmıştı. Ta ki içimde yalnızlığın çiçekleri filizlenene dek… Ve geçip giden o bulutun bıraktığı gri renkti o ki…

Marbling Anayasası Taslağı

Bu sene 2. sınıf olmamın da verdiği külfetle "Anayasa Hukuku" diye bir ders almaya başladım.

Neyse ki, tüm bu kaotik Türkiye ortamında Anayasa'yı bize tatlı tatlı anlatan güzel bir hocamız var. Bu hafta bize bir çok anayasayı inceledikten sonra "kendi anayasanızı hazırlayın" diye bir konu verdi.

 Zaten sürekli kafamda tasarladığım fakat bir türlü yazıya dökemediğim bu konuyu kaleme almamı sağladı. Maddelerce yazmak yerine de 6 önemli başlık verdi hoca. Ve ben de, bu başlıkları içeren 6 maddelik bir anayasa taslağı oluşturdum.

Ulusal değerlerine çok düşkün babama, özerklik tanımımla birlikte okuduğum bu taslağı "çok güzel olmuş" diye pür dikkat dinlemesinin (Sovyet anayasasından alıntılar olmasının şerefine olsa gerek :) )   ardından da tartışmalara yine ve yeniden açık olarak buraya koyma kararı aldım...

6 önemli başlığı da, 6 maddenin başlıkları olarak vereceğim anayasa taslağım şöyle;

Madde 1- (Devletin Şekli)

1.Türkiye Cumhuriyeti, çok uluslu bir…