13 Kasım 2011 Pazar

Behzat Ç. - Seni Kalbime Gömdüm


Aslında bu blog’a tek bir giriş cümlesiyle başlayıp, o cümleyi aynı zamanda da bitiş cümlesi yapsam şu olurdu.

‘’Behzat Ç. İzlerken burnuma deri ceket kokusu geliyor’’

Evet, evet. O anı, Behzat’ı okadar yaşıyorum ki, resmen alıyorum o kokuyu.
Film’i dün izledim. Şu ‘'görüntü kalitesi iğrençti, sesler rahatsız ediciydi, umduğum gibi değildi, olmamş bu olmamış’’ diyen tiplere anlam verememeyi bırak ikinci perdede bir kadın çocuğuyla birlikte çıkarken ‘’Ay bu ne küfür, çoluk çocukla izlemeye geliyoruz buraya.Olmadı yani!’ diyen teyzeye Cem Yılmazla cevap veriyorum. 
‘’Sen çocuğun potasyumunu koyma, kalsiyum eksik, bu çocuk olmuş mu?’’ 

Ayrıca bırak Behzat Amirimi, Harunu bi kenara; bu film sadece ‘Pembo’ ve ’Garboçov’ karakteri için bile izlenebilirdi.
‘’Sizin devletinizin de polisinizin de amına koyim!’’ repliğiyle Pembo'ya, ‘’ Bana niye bunu yapıyorsunuz? Ermeni miyim? Rum muyum? Kürt müyüm?’’ repliğiyle de Gorbaçov’a kocaman alkışlar iletiyorm.

‘’Son Harfiyat’’ kitabında ‘’kürt’’ kısmı yoktu, eklenmesi çok iyi olmuş. İnce bir nüansdı. Yakalayabilene…

Bi kez en başta sırf o sansürsüz küfürleri doya doya yaşamak için gidilir bu filme. Behzat’n koltuğa boxer ve çorapla uzanıp, olan bütün rahatlığıyla orasını burasını avuçlaması bile bana iğrenç gelmiyorsa ben bu adama aşığımdır.

Ayrıca şöyle bişey var ki sinama salonunda toplasan 25-30 kişiydik, herkesten melodik olarak ‘’hassiktir!’’ sesinin yankılandığı bir yer var, orası da Behzat Amirimin hergün beslediği, kabloları kemiren tavşanı ‘’Hoppa’’nın aslında olmadığını ve Behzat‘ın iyice delirerek halisünasyonlarının delilik evresine geldiğini gösteren sahneydi. Herkesin yüreğine bi öküz oturdu orda ‘’amirim nasıl ya?’’, ‘’of kıyamam!’’ gibi tepkilerde çıkmadı değil.

Selim’in hiç konuşmamış olması beni mutlu etti, o adam başından beri o filmde iğreti duruyordu zaten. Ve filmde bir iğreti duran da vardı ki; Cansu Dere. Varlığı gereksiz olması gibi-savcıyı çok benimsediğimden bu cümleyi kullanıyor olabilirim-, abisinin oyuncak muhabbeti de yarım bırakılmış. Bi' yere bağlanmalıydı diye düşünüyorum ben naçizane.

Bir de Ahmet Kolsuz tiplemesi var sormayın gitsin!
İlk görüşte adama kıl olmuştum tavrı itibariyle. Herif şizofren, hikayesini anlatsam bitmez ve bunu okuyup sonra film'i izleyecek olanlar sağlam bi' küfürü basar bana herşeyi anlattım diye. Ama bahsetmeden de duramıycam.

Gerçek adı Süleyman ama işkence görüp adının Ahmet Kolsuz olduğu kabul ettiriliyor. Ahmet Kolsuz karakterine bürünüp Behzat'a sorguda, ‘’Bu Süleyman önce DHKP-C’ye girdi, sonra ordan TKP’ye geçti’’ gibi gereksiz bi’ cümle kurunca önce ''ehe'' diye kesik kesik güldüm sonra yanımda ki arkadaşımın ‘’sizinle dalga geçiyorlar la’'’ demesi üzerine iyice kafam uçtu. 
Ama sağolsun ki Behzat Amirimin ilerleyen bir sahnede ''vatan millet sakarya''edebiyatıyla cana kasteden katillere attığı okkalı tokatla, arkadaşımın suratında ki aynı orgazmik ifadeden bende de oluştu. 
Tahminen emniyet amiri olan adam Behzat’a ‘’ -biz o cinayetleri işlemesek vatan elden giderdi’’ diye bağırmasına karşılık Behzat ‘’-sizin elinize geçeceğine; gitseydi lan vatan elden!’’ diye kükreyince koltuğuma şöylece bir kuruldum :)

Tek bir şeyden şikayetçiyim,
‘’BEHZAT Ç. BOMONTİSİZ GİTMİYOR ARKADAŞ!’’

Imm, şey bi’ de şöyle bi yorum yapsam bana kızarmısınız bilmem ama;
‘’Bu adam gerçekten çok güzel öpüşüyor! ’’ 



5 Ağustos 2011 Cuma

Unutuyorsun, çok kolay...



İnsanlar unuturlar bilir misin? Bir süre geçer aradan ve unuturlar.. O hiç bitmeyecek sandığın kalp ağrısı bir gün diniyor. O’nun adını duyunca eskisi kadar hızlı çarpmayacak mesela kalbin.. Ya da göz göze gelince için titremeyecek. Unutacaksın ya da alışacaksın işte. Hangisi işine gelirse. Hangisini kullanırsan.

Bekliyorsun, sabırla bekliyorsun.. Ama o gelmiyor. Gelmeyecek de biliyorsun. Beklediğin süre o kadar uzun ki.. her şeye inat devam ediyorsun. Ama bir süre sonra… Biliyorsun işte…
Gerçekten unutuluyor. Bitmez sandığın her şey bitiyor. Elbette, unutuyorsun ya.. Haftalarca, aylarca, senelerce tek bir bakışına bin anlam yüklediğin adamı seneler geçince unutuyorsun işte…

Kolay oluyor demiyorum. Elbette zor. Hatta çok zor. Ama güzel yanı ne biliyor musun? O dinleyip de aptal aptal ağladığın şarkılar bile bir şey ifade etmeyecek artık. Yüzüne dokunduğunda zamanın durmasını istediğin anları hatırlamayacaksın.. O’na yazdığın ‘’gönderilmemiş mektup’’ları atacaksın.. Fotoğraflarda ki mutlu olduğunuz zamanlar, hepsi geride kalıyor. Artık dönmeye çalışsan bile dönemeyecek kadar geride hem de. Şimdi çok garip geliyor, yadırgıyorsun belki ‘’asla olmayacak’’ diye düşünüyorsun ama oluyor. Sabah onun hayaliyle uyandığın adamı gerçekten bir süre sonra unutuyorsun.

Hatırlamayacaksın o sana ilaç gibi gelen sesini. İçin bir garip olmayacak. Hislerini öldüreceksin hatta.. Hissizleşmenin nasıl bir şey olduğunu biliyorum ve bundan nefret ediyorum! O artık her zaman olduğundan daha uzak olacak sana ve bu senin umurunda olmayacak. Öyle bir şey ki kendinden önce onu düşündüğün, uğruna her şeyi verebileceğin adamı bir gün gerçekten unutuyorsun.

Ama ne var biliyor musun?

Ben daha önce unutmaktan hiç bu kadar korkmamıştım…




 05/08/2011 23:40


7 Mayıs 2011 Cumartesi

Karl Marx'ı Anlatmak;



Otobüste yolculuk yaparken,kitap okumaya bayılırım...
Özellikle etkileyici ve dikkat çekici kitaplar okumaya özen gösteren ''ben'' geçen sene sıcağın alnında karşıya geçerken ''2 saatlik yol kitapla geçer anca'' zihniyetine kulak verip elime okuduğum kitabı aldım, attım çantaya.
Yolda yanıma, bıyıklı, irice bi ''herif'' oturdu.
Elime aldım açtım kitabı,kenara notlar alıyorum...Dalmışım okuyorum falan...Yanımdan bi ses:

-Gardaş,ne okuyorsun sen?!
-Komünist Manifesto diyerek kitabın yüzünü çevirip salladım.
- !!!
 
-Karl Marx ?? 
-Ne anlatıyor bu Garl Markıs? 
-Karl Marx , proletaryanın burjuva düzenini ve özel mülkiyeti ancak devrimle etkisiz hale getirileceğini,toplum düzeninin sınıfsız olması gerektiğini anlatıyor. 
- ??? 
Okadar boş ve donuk bakışlarki,bir şey anlamadığını anlayıp olaya daha çok sardım,''bilgisizi , yetiştir'' felsefesinden yola çıkarak...
''Bakın şimdi'' diyerek aldım sazı elime.
Okadar anlatmama rağmen suratıma aynı boş ifadele bakıp cevap verdi:
-Gardaşım sen bana anlatıyorsunda , gomünist ayağı bunlar,ben MHP'liyim diyip ellerini garip bir şekilde yaparak ''bozkurt'' denilen hareketi çekti.

-Iıı şey,ben burda inebilirmiyiimmmmm? 












22 Nisan 2011 Cuma

Atatürk'ü eleştirmek, Atatürk düşmanlığı değildir.

Lakin bir eleştirmek vardır , birde eleştirmek. 
İkisininde telefuzu aynıdır fakat üslubu farklıdır. Biz bir ideolojiyi yükseltirken diğer bir ideolojiyi yerle yeksan ediyorsak. O bizim çok bildiğimizden değil ''çok bilmişliğimdendir''

Atatürk'ün hayatını analiz ettiğinde hata ve kusurlarını sayabilirsin ama sonuçta başardıklarına da saygı duyarsın. Fakat şu ortamda atatürkçüyüm ben diye geçinip her önüne gelene küfreden, ülkeyi yalnızca kendisinin sayan, durmadan diğer insanları aşağılayan, kendisiyle farklı fikirde olan herkesi ''vatan haini'' ilan eden cahil cühela kesimi ile uğraşmaktan bazen kantarın topuzu kaçıyor gerçekten. 

Atatürkte en nihayetinde bir insandı.
Asker kişiliğini, devlet adamlığını bi başka kefeye koyup ele alalım.
"Hata yapmayan insan" profili sadece masallarda, mitoslarda bir de din kitaplarında mevcuttur.Zaten çoğu kişi başta din olamk üzere hepsinin canını çıkararak inceleriz.
Şimdi Atatürk´ü en başta insan olarak algılayıp, taktir edebildiğimiz kadar eleştirebilmeliyiz de.

En basitinden bir örnekle başlamalıyım bu işe;
İlk okuldayken öğrendiğim ilk şey alfabe ve Atatürk oldu.
Her sabah çatık kaşlı, keskin yüz hatları olan soğuk bir heykelin önünde bana ezberletilen andı söylerken ben Atatürk'ün bir insan olduğunun bile farkında değildim.

İlk okulda öğretmenimiz ödevimiziyapmadığımızda kafamıza vura vura yaptırıyordu, kocaman da bir yüzüğü vardı. Yüzüğünün üzerinde de yine Atatürk.

Bizlere öğrettikleri ezberlettikleri onca şeyin içinde Atatürkün her şeyden önce bir insan olduğunu hiç öğretmediler.
Yedi yaşındayken sözlerinin yüzde sekseni Farsça ve Arapça olan dolayısıyla anlamadığımız bir hitabeyi (bkz:Gençliğe Hitabe) ezberlemek zorunda kalırsak ve ezberleyemediğimiz de ise ''Nasıl ezberlemedin lan! Atatürk söylemiş bunları!'' diye dayak yiyorsak burada ciddi bir sorun vardır.

Bu ülkede ''Atatürkçüyüm, Kemalistim'' diye gezerek saçma sapan şeyler yapan okadar insan var ki ve bazen onların tavırları o kadar iç bayıyorlar ki onlara karşı tiksintiden Atatürk de payını alıyor.

Ben ise bu düzende ve ''doğuştan Kemalist'' insanların içinde ne zaman ''ama Atatürkte bir insandı onun da hataları vardı'' diye söze başlasam ''Atatürk düşmanlığı ile itham ediliyorum.

Bakın aklı kıt, zekası tekleyenler için  için tekrar yazıyorum: 

Kemalist düzeni ve Atatürk'ü eleştirenlerin ufak bir kısmı ondan nefret ediyor. Nefret edilen taşkafalı kemalistlerdir. Hedefi şaşırtmayın.


            12.03.2011

8 Nisan 2011 Cuma

Bir Şimal Akşamında.

Kafa yapıyordun bende, afyonum sendin. 
Acılarımı kessin diye kullanmıştım oysa seni. Bir harpten daha yeni çıkmıştım, yaralarım vardı. 
O yaraları dindir diye kullanmıştım. Bağımlılık yaptın işte!
Oysa çok iyi bilirdim o kahpe Amerikanın tarihini. 
Nasıl da hatırlayamadım ''tarih tekerrürdür'' sözünü.
Tekerrür ediyordun bende, yaralarımda senin yanında laf-ı güzaf!

Sonra ''olmadı'' dedin.
Evet olmazdı zaten. En basiti bizde ''domuz eti'' haramdı!
Zaten düşlerimde ki adamı düşlerken en keskin yamaçtan düşmüştüm.
Şimdi her kelamım kelepçe bileklerine!
Her satırım kıvrılan bir yılan gibi sokmak istiyor yüreğini!
Karşımdaki o kusursuz ''sen'' beli hançerli  İsaya dönüşüyorsun.
İsminin baş harfi sivriliyor satırlarımdan, kanatıyor kalem tutan sağ elimi.
Kızıl damlalar bırakıyorum bembeyaz sayfama.

Kanlı dudaklarının izi var hala boynumda, dudaklarımda!
Ve her şimal akşamında ismin lanetliyor o yaraları ruh-i mücerret gibi fışkırıyor tüm kızıllığıyla!
Ama;
Şimdi seniin haricinde ne vücud, ne de senden sonra biri mevcud.
Senden sonra kainat olmadı ki bende baki.
Bir sendin bende daimi.

Fakat;
Bende Turu Sinada yalnız gezen Musa gibiyim
Tevratımı okuyan çok!
Bana tapan çok!



/


27.01.2011 23.49

10 Şubat 2011 Perşembe

Sana gömmeden önce kalbime gömdüm seni. Şimdi; foseptik gibi ceset dolu yüreğim!

Ayrılan bir tek bedenler değilmiş aslında. Bedenle birlikte ruhta ayrılırmış birbirinden... Daha sonra akılda terk edermiş bedeni... Ya gidenin peşine takılırmış, ya da.... Gidermiş çok uzaklara ağıtlar yakmaya...

Bu söylediklerim ne bir masal, ne de bilim adamlarının yaptıkları açıklama... Yaşanmışlık sadece.
Zaman kavramının yok olduğu ve ''ağla açılırsın'' aforizmasını çürüttüğüm zamanların yaşanmışlık hikayesi bu..
Güneşin doğuşunu görüp batıyor sandığım, göz altlarımın liposakşın yapılcak kıvama geldiği, torbalar değil poşetler çuvallar oluştuğu, sorulara en çok ''hayır madde bağımlısı değilim'' şeklinde cevapladığım zamanlar işte...
İşte ben o zaman anladım içimdeki boşluğun çimentoyla dolmayacağını ve o anladım Tanrının ne kadar bencil olduğunu..

Beyaz bir gecede siyah şimşekler çakarak gök gürültüsünü arka fon yaparak bağırdı bana.
''BİRİNİ BENDEN ÇOK SEVERSEN ONU SENDEN ALIRIM!'' diye..

Şimşekler çaktı. Yağmur damlacıklarıyla gönderdi meleklerini, sırf benimle alay etsinler diye.. Yüzüme, gözüme damlayıp gözümdan akan yaşları kamufle ettiler..

Yardım sever bir damla kadehime damladı.. İşte o zaman tanıştım serhoşlukla..
Dualar ettim olmayan Tanrıma kelimeleri telaffuz edemeyerek, ağzımda yuvarlayarak, tükürerek!

Fakat biçare bir söz ile kim kavuşmuş sevgiliye...

Dünya Haritasında Küçük Bir Noktadan Sesleniyorum Size;



Alacakaranlık kuşağında el yordamıyla yürüyenlerdenim bende..
Kimi zaman ayağım takılır, tökezlerim lakin hiç düşmem. Düşüremezler beni..


Çünkü benim dolu dizgin inandığım sizin "ütopya" dediğiniz gerçeklerim var.
Çünkü benim arkama aldığım sizin isminden dahi korktuğunuz neferlerim var!


Bilirim ki bu kuşakta bana arkamdan ışık tutacaklar. Bir adım arkamda olup bana yol gösterecekler, ve onlar ki bu kainatta herkesin yanlış olan doğrularına inat benim yegane "doğrum" olup, bana "şah damarından daha yakın" olanlar olucak.


Onlar arkamdan zafer şarkıları söyleyip beni cesaretlendiricekler..
Ben koskoca dünya haritasının küçük bi noktasından attığım küçük bir narayla bu mücadele 

içinde hayatlarını büyük bi özveriyler ortaya koyanları aldım arkama!


Çünkü ölüler dirilerden çok daha canlı bu devirde..