Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kim(?)lik

Ömrü hayatım boyunca "Türk" olduğum söylendi. Ama ben on beşime kadar, Türk kalabildim. Sonra babamdan ve annemden farklı şeyler söylemeye, farklı kitaplar okumaya başladım. Sonra babam dedi ki;


"Sen prematüre doğdun. Yedi aylık doğduğun için tüm kanın yenilendi. Kesin sana kan veren kişi Kürt'tü. Kürt kanı var sende, Kürt! İsyan damarlarında!"


Ama hayır! Ben buna da karşıydım. Damarlarım her insanda olduğu gibi yeterli miktarda plazma, alyuvar ve akyuvardan oluşmaktaydı. Yani ekstra delilik, türklük, kürtlük efendime söyliyim asillik falan geçmesi gerekmiyordu. Bu saydıklarımın hepsi damarda değil, yürekte olmalıydı. Ve çok az kişi vardı kavgasını da sevdası gibi yüreğinde taşıyabilen...


Dediğim gibi onbeşime kadar Türk, onbeşimden sonra "kanı değiştiği için anarşik(!) olan" diye nitelendirildim. Önce "isyancı" dediler, perçinlendim. Sonra "anarşist" dediler bileylendim. Onlar bişeyler dedikleri sıra sivrildim. Ama sivrildikçe …

Parmağa Büyük Gelen Halka/Çocuk Gelinler

Resim
”Gönlünü ve dilini doğru tut! -Kutadgu Bilig”


Uluslararası belgelere göre on sekiz yaşının altındaki tüm evlilikler“çocuk evliliği” ve evlenen her kız “çocuk gelin” olarak nitelenir. Türkiye’de her üç kadından birisi çocuk evliliğine mahkum olmuştur. Birisi de benim annem… 17 yaşında evlenmiş. Bir sürü dalavere ile… Annem anlatmıştı ama, kötü şeyleri hafızamdan temizlemek gibi bir alışkanlığım olduğundan unutup, sildim. Ne yalan söyleyeyim; öğrenmek bile istemedim.


Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi için bir çok sebep vardır; aile içi cinsel saldırılar, geçim sıkıntısı, evlilik dışı gebelik, mahalle baskısıyla geleneksel evlenme yaşının gelmesi vs… Annem bunlardan son kısma ait. Kötünün iyisi dediğimiz… Bir kaç teyze “aa sizin kız da gelinlik kız olmuş artık” dediyse, o kız göze batmaya başlamış demektir. Görücüler gelmeye başlar, kız istenir ve on yedi yaşında bir “çocuk gelin” oluverir annem İmran.





Ve çocuk işçilerile çocuk gelinler sonsu…

Zulmün Bileğini Büken Yörükler!

“Çakırcalı’dan beri konaklar yakıp yıkan  zulmün bileğini büken yiğitler”


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Dedem Demirci Mehmet Efe beşiğimi tıngır mıngır sallar iken diye başlayan eski Türk masallarında, çok da uzak olmayan diyarlarda, zulm eden insanlar git gide çoğalmış. Yalan, hak yeme, zenginin fakirleri sömürerek zengin olduğu dönemlerde çıkmış dağlara dedem… Basmış tetiğe!


Masalları, destanları bırakta konuya gel derseniz. “Yörükler” diyerek başlarım konuma. İlgini çekerse devam edersin, etmezse… Yörükleri hala o bağnaz, devletçi ve milliyetçi olarak tanımlamaya devam edersin.


Yörüklerin kendilerine “ırksız ırk” dediğini kaç kişi bilir? Kaç kişi bilir Molla Ahmet’i, Demirci Mehmet Efe’nin, Kawa’ya olan inancını? Kimbilir belki Demirci Mehmet Efe, tıpkı Demirci Kawa gibi her öldürdüğü zalimin arkasından tepelerde ateşler yakar, yanındakilerle bu zaferi kutlardı…


Yörük kelime anlamı itibariyle “yürüyüp duran”dan gelir. Sürekli yürür ve göçer vaziyette oldukları için gittik…

Elma Kokulu Katliam - 16Mart1988 (Halepçe Katliamı)

''Havva'yı kandırıp cennetten kovulmasına sebep olan elma; kokusuyla bizi kandırıp cennete gitmemize sebep oldu!''
Bugün 16 Mart.  Mis bir kokuyla uyandım bu sabah. Kokunun yerini anlayabilmek için, patiklerimi dahi giymeden hızlıca çıktım odamdan. Annem kızacaktı,''niye çıktın yalın ayak!'' diye bağıracaktı belki...
Bu koku öyle güzeldi ki, diğer kardeşlerimi de uyandırmış.

Annem kucağında en küçük kız kardeşimle birlikte mutfak camından kafasını sarkıtıyordu. Belli ki koku mutfaktan gelmiyordu, belli ki onlarda kokunun nereden geldiğini merak ediyordu. Kız kardeşimle birbirimize bakıp avludan koşarak dışarı çıktık. Belki yan komşumuz Behnaz teyze birşeyler yapmıştı, o bizi çok sever. Hemen tutuşturuverir elimize birer peçetenin içinde böreklerini. Annem de geciktirmez, hemen o akşam bir tasın içinde Ayran Aşı(Ash-e Doogh) yapar gönderirdi. Bilirdi bir tas'ın sekiz kişilik ailelerine yetmeyeceğini ama, gönderirdi.

Ama bu koku, Behnaz Teyzelerden…

Yozlaştıran Kim, Çürüyen Kim?

Çürümek sözlük anlamıyla; bozulmak, dağılmak anlamına gelir. Çürüyen eğer bir hayvan veya bitki ise ayırt etmek kolaydır. Çeşitli nedenlerle ve en çok da mikropların etkisiyle çürüme olur. Böyle olunca çürüme gözle görülür ve etrafa dayanılmaz bir koku saçar.

İnsanın çürümesi ise fiziksel değil daha çok düşünce yönünden olur. Ve çürümesine neden olan ise emperyalizmin yoz ve sapkın mikroplarıdır. Bu çürüme koku saçmaz. Ama birlikte yaşanılması zor hale getirir. Hatta imkansız kılar. İnsan çürürken somut olarak yok olmaz. Ancak düşüncelerini, ahlakını ve kültürünü yitirir.

Kötülük ve sapkınlık insanoğlunun doğasında olan, dna'sına kodlanmış bir şey değildir. Bunu insanın kendisi belirler.
Nitekim 17 yaşında ki kız arkadaşını hunharca katleden Cem Garipoğlu başka bir dünyadan gelmemişti. Aramızda gezen, aynı havayı soluduğumuz sıradan insanlardan biriydi. Yine Ayşe Paşalı'nın kocası mahallede bir çok insanın selamlaştığı, normal insan formunda birisiydi. İçlerinde ki canavarı düş…

Stalin'in avukatıyım! / 30.01.2012

Her zaman belirttiğim gibi Josef Stalin'e olan sevgim ve saygım büyüktür. Her tartışma sonunda Kemalistlerin ''ama Atatürk'' demeleri gibi karşıma çıkan, ''ama katil, ama sansürcü'' sözleri de canımı sıktı. Bunlara önce ''siz Stalin'in bıyıklarına kurban olun la!'' diyip, ardından öksürerek ciddi bir tavıra bürünüyor ve yazıma ''Sovyetler birliğinde yok sayılmayacak kadar belirgin bürokratik eğilimler vardı'' diyerek giriş yapıyorum.


Hem de küçümsenmeyecek eğilimlerdi bunlar. Lenin ve Stalin zamanında kafa kafaya verip bu tehlikeden bahsetmişler ve bürokratizme karşı mücadeleye soyunmuşlardır. Stalin de o sert yapısı, uzlaşmaz tavırlarıyla bu mücadelenin önderliğini üstlenmiştir. Ve evet, zaman zaman bu konuda caydırıcı ve sert kararlar almıştır. Stalin'in Bolşevik politika sanatını benimsemesi onun bürokratizme karşı mücadelesini gerektiriyordu. Yapı itibariyle de Josef Stalin masa başı kararlar almayı değil, …