Parmağa Büyük Gelen Halka/Çocuk Gelinler







”Gönlünü ve dilini doğru tut! -Kutadgu Bilig”


Uluslararası belgelere göre on sekiz yaşının altındaki tüm evlilikler“çocuk evliliği” ve evlenen her kız “çocuk gelin” olarak nitelenir. Türkiye’de her üç kadından birisi çocuk evliliğine mahkum olmuştur. Birisi de benim annem… 17 yaşında evlenmiş. Bir sürü dalavere ile… Annem anlatmıştı ama, kötü şeyleri hafızamdan temizlemek gibi bir alışkanlığım olduğundan unutup, sildim. Ne yalan söyleyeyim; öğrenmek bile istemedim.


Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi için bir çok sebep vardır; aile içi cinsel saldırılar, geçim sıkıntısı, evlilik dışı gebelik, mahalle baskısıyla geleneksel evlenme yaşının gelmesi vs… Annem bunlardan son kısma ait. Kötünün iyisi dediğimiz… Bir kaç teyze “aa sizin kız da gelinlik kız olmuş artık” dediyse, o kız göze batmaya başlamış demektir. Görücüler gelmeye başlar, kız istenir ve on yedi yaşında bir “çocuk gelin” oluverir annem İmran.





Ve çocuk işçilerile çocuk gelinler sonsuza dek mutsuz yaşadı… / Onlar erdi ölümlere, biz girelim yerin dibine. -Manolya Eker


Ne olduysa hep çocukların omuzlarına yüklenen büyük sorumluluklardan oldu zaten bu denli fenalıklar. Çocuk işçiler, çocuk tutsaklar, çocuk gelinler… Oysa tek sorumlulukları çiçekleri sulamak, güneşi sevmek olmalıydı çocuklarımızın.


Her şey filmlerde/dizilerde görüldüğü kadar değil işte. Öyle kolay bir kaç perde de yaşanıp silinmiyor maalesef. Belki onlarca dizi/film yapmışlardır bu çocuk gelinler hakkında. Ama diziler yayınlanır, biter. Çocuk gelinlerin derdi, tasasını hiç sorduk mu? Öğrendik mi? Kaç perde oldu yaşadıkları, kaç bölüm, bitmiş mi? Bitmemiş. Hatta artmış katlanarak. Çirkin seneryoları önce iki kişiyken kucağına bırakıverilen bir bebekle üçe katlanmış oyuncu sayıları. Sonra dörde, beşe, yediye! Çocuk, çocuk bakarmıymış hiç? Oyuncak bebeklerini bile parça pinçik edip, hor kullanırlarken canlı kanlı bir bebe? “Bit, pireye yapışmış” dedikleri şekilde trajikomik bir görüntüyle kucaklarına aldıkları bebekleri, omuzlarına yüklendikleri sorumluluklarıyla çocuk gelinler… Bu ülkenin tazyikli bir biçimde kanayan yarası…


Bu yaraya merhem değil, tuz basan bazı bağnaz görüşler, alkış tutan zihniyetler, tüm bunlara göğüs germeye çalışan muhalifler ve arka planda sessiz sedasız tabiri caiz ise; fırsattan istifade yapacağını yapan söz erkanları… İşte; gönlüm iyi olmadı için, dilimi de doğru tutamıyorum ve kemiksiz olduğunu bir kere daha kanıtlayıp basıyorum lanetleri, küfürleri… Tam da bu sırada başka bir beyit çarpıyor gözüme. Diyor ki Kutadgu Bilig; İnsan nadir değil, insanlık nadirdir. İnsan az değil doğruluk azdır. Ne kadar az insanlık, o kadar az doğru yani!


Araştırmaya göre; Türkiye’de 7.2 milyon çocuk gelin kendi rızasıyla evlenmedi. Kararı, onlar yerine aileleri verdi. Yani, her 3 kadından biri, çocuk yaşta evlendi ve evlendirilmeye de devam ediyor. Sadece Muş’a bağlı ilçe ve köylerde son altı ay içinde ölümle sonuçlanan 32 intihar vakası çarptı gözüme. İntihar edenlerin çoğu yeni evli, yeni bebekli. Kuma olarak giden, bilmem kaç kilo altına- paha biçilip satılan,“Kimbilir daha nicesi vardır da saklanıyordur” diye iç geçirerek listeyi gözden geçirmeye başladım;


“Nezihe Yıldırım 17 yaşında, ateşli silah ile


Aynur Karabaş, 14 yaşında, iple asmak sureti ile


Remziye Asar, 15 yaşında, iple asmak sureti ile


Ülkü Ekmekçi, 15 yaşlarında, ateşli silah ile


Elfesiye Ünal, 19 yaşlarında, fare zehiri içmek sureti ile…”


Daha fazla dayanamayıp sayfayı kapatıyorum. Kız kardeşimin gözlerini görüyorum karşımda. Diyecek sözüm kalmıyor. Nezihe’nin, Aynur’un, Remziye’nin ve nicelerinin derdini bir maniyle bağlıyorum,


“Kaleden indim ancak / Göğsümde sarı sancak / Ne kız oldum ne gelin / Toprağa girdim ancak”


Manilere, şarkılara, şiirlere gömülmüş tüm çocuk gelinlere….

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bülent Gardiyanoğlu'nun: "Farkındalık ve Mucizeler" Seminerinden...

Elma Kokulu Katliam - 16Mart1988 (Halepçe Katliamı)

Akdenizde Bir Ada: Kuzey Kıbrıs