1 Ağustos 2013 Perşembe

Islıkla Bölücü Örgüt Sloganı Atan Ülkenin Tribünlerinde Siyasi Slogan Yasağı



"27 Mayıs 2008 gününü kaç kişi hatırlar?" diye sorsam, bilenlerin renginin koyuluğunu taa buralardan görebilirim. 27 Mayıs günü çArşı kendisini feshetti. Üzerine çokca laflar yapıldı. Yok "Alen doğdu, çArşı öldü", yok "27 mayıs darbesine göndermeydi" derken açıklama geldi ve yürekleri dağladı. "çArşı'nın, Beşiktaş'ın önüne geçtiğini söylediler. Hiç bir şey Beşiktaş'ın önüne geçemez; çArşı artık yok!" Ama aşk bu ya, üç ay sonra bir açıklama daha; "dosta düşmana duyuruyoruz, geri döndük!" Ve, içinde olanlar bilir o günü tek ses denildi ki; "Alem biter, Ortam biter, çArşı bitmez!"


Bitmez tabi ya... Bitmez. Ama bu camiada, ortalıkta cirit atan gemiyi ilk terk eden fareleri, çatal dilli yılanları da bitmez... Gezi Parkı olayları boyunca bir grup çArşı'yı nereye sığdıracağını bilmezken, bir grup da nasıl çamur atacağını bilmez halde debelendi durdu... Önce tutukladılar, sonra kefaret dediler. Takımın borçlarını, kendi ceplerinden ödemeye çalışan insanları kefaretle korkutmaya çalışma acizliğine düştüler. Yine de, ezilmedik-azalmadık "Feda" dedik ince bir sesle. Ama bu kez sesimiz çok duyulmuş olmalı ki, bu defa da alçaklığa sığınıp gizli bir anlaşma bendi ile taraftarı can evinden vurmaya kalkıştılar. Peki kim ne dedi? Bunları diyenler aslında kim ve ne denli ciddiye alınmalı? 

Veysel Giley... ultrAslan başkanı... "Siyasetin yeri statlar değil!" buyurmuşlar. Gezi Parkı Direnişi boyunca attığı ağdalı ve ezberci tweetlerin aynısını bu konuda da yapmış. İşte ağızlara sakız olunan şeyleri söylemiş yani, "bünyemizde her görüşte insan var", "siyaset için siyasi partiler var" vs.
Velhasıl Veysel Giley, AKP'nin bakanları stadına geldiğinde, Erdoğan Bayraktar elli bin-elli beş bin kişinin içinde "bu stadı biz yaptırdık" ayarını taraftarına verirken el pençe divan duranların başkanı olabilir. Metin Oktay'ın takımının değil... 

Sefa Kalya... Adını hangi ismiyle ve soy ismiyle anacağımı şaşırırken aniden kafamdan da "neler yazarım neler" diye geçirdim. Ama herkesin bildiğini, kime anlatacağım ki? Sarkozy ve Erdoğan arasında bir sürtüşme olmuştu "biz kediye, kedi deriz" mevzusu. Biz de kediye, kedi deriz. Sefa Kalya da, Sefa Kalya'dır işte... Sözlerine "Fenerbahçeyi siyasete karıştırmanın anlamı yok" diye giriş yapmış, devamında anlattığı şeyle kendi tezini çürütmüş. "PSV Eindhoven maçında durup dururken bazıları "Her yer Taksim, her yer Direniş" sloganı atmaya başladı... Genç Fenerbahçelilerin içinde sağcısı, solcusu, AK Partilisi var. Başbakanımız bir kere Fenerbahçeli. Bizim gurup da "Ya Allah Bismillah Allahu Ekber" diye bağırdı." Tribünlere siyasetin yakışmadığını söyleyen Sefa başkanı gördük mü ne yapmış? İade-i slogan yapmış. Hem de nasıl? Tek-bir ile... Röportajın içinde kendisi belirtmiş zaten, "bizim grup muhafazakar görünür" diye. Ve sonra da eklemiş. "İşin içinde art niyet var"... Niyet sorgulamasını Fenerbahçeliler yapsın artık. Kendi takımından "Fenerbahçeli üst kimliği dışında, kendi üst kimliğini oluşturma çabasında" diyerek ayar yemiş bir lider. Kendi takımından "başka tribünlerden geldiğini ve kişisel ikbali peşinde koştuğunu unutmayın" diyerek gerçek Fenerbahçelilere hakkında uyarı verilmiş bir lider. Yani takımın söz sahibi erkanları üstü kapalı demiş ki "asıl Fenerbahçeli 12. adam olandır, 11buçuklarla işiniz olmasın" İlk başta anlattım ya hani "çArşı, Beşiktaş'ın önüne geçti diye oluşumu feshetti" diye. İşte aramızdaki en büyük ve en aşılmaz fark bu... 

Bu durumda, böylelerinin değil 1907 UNIFEB gibi oluşumların dikkate alınması gerek. Kaldı ki Sercan Çetin'in üniversitelerdeki oluşumlarını, siyahımla beyazımla -hemen hemen- hep takdir ederim. Çetin söze "bizim belli bir siyasi görüşümüz yok" diye girmiş ve devam etmiş "ama her üyemizin kendi görüşü var" Röportajını okurken "Vay arkadaş!" dedim. "Bunu söylemek bu kadar da zor değilmiş, helal!" Adam açık açık söylemiş, "siyasi içerikli ve ırkçı pankartlara karşıyız ama sloganla, pankartla, davulla biz hep özgürlüğü savunduk. Yasaklar tribünün güzelliğini öldürür." 

Bir de özellikle Karşıyaka'nın duruşunu merak edip kısa bir kurcalamadan sonra Taraftar Derneği Başkanı Okan Kırmacı'nın söylediği tek bir sözle beni fethetti ve ne yalan söyleyeyim Karşıyaka lig yükselene kadar Karşıyaka sempatizanı olmak gibi kafa üstü baloncukları oluştu bende. Demiş ki Kırmacı; "Cezaevine değil stada, sevdiğimiz takımı desteklemeye gidiyoruz!" 

Bir ölüme, bir düğüne giderken özel kıyafet giyilir. Bizimde bunun için formalarımız var. Maç sonunda ya gelinliğimiz/damatlığımız oluyor o forma, ya kefenimiz. "Sevdaya yasak koyanın dünyada yeri olmaz!" dedik bunun için. Milleti uyutan 3F'nin içinden, Futbol'u Van'daki çocuklar üşümesin diye tribünlere atkılar atarak çekip almaya çalıştı bu futbolun taraftarı. "Kitlelerin afyonu futboldur" sözünü söyleyenleri ters köşe yaparak kol kola direnenler bu futbolun taraftarlarıydı. GreenPeace ile birlikte "Nükleersiz Türkiye" pankartıyla az siyasi çok insan olan bu futbolun taraftarıydı. Belki de en güzel tepkisini bir katille fotoğrafları yayınlandığında Fatih Terim'in lakabına gönderme yaparak "imparator değil, tam demokrasi" tepkisini göstererek yapmasıydı... Tam bu cümleyi yazarken aklıma "en güzeli buydu" diyerek bir sürü şey daha geldi. Mesela Barça'nın Samuel Eto'suna yapılan ırkçı saldırılar için dünyanın bir köşesinden "hepimiz Eto'yuz" diye pankart açmaları... Kızılay'a gidip topluca kan vermeleri... "Hediyeni kap, minitürk'e gel" sloganıyla kimsesiz çocuklara oyuncak ve kırtasiye yardımında bulunmaları... Almanya'da neonazi'ler tarafından kundaklanan Türk ailelerine destek vermeleri... Bu futbolun taraftarıydı bunların hepsi. Ama bu futbol sırf renkleri farklı diye başka takımın taraftarını öldürenlerin değil, maçın 65. dakikasında Van iline plaka koduyla gönderme yaparak soğukla mücadele eden Van'lılara selam çakanları futbolu...

Ben futboldan anlarım. "Ofsayt ne demek?" diye sorduğunuzda "mağazaya girdiğimde istediğim çanta bir tane kalmış ve kasanın yanında..." diye cevaplamam. Yada yağmur altında sırılsıklam olurken çamurlanan ayakkabılarımı değil, futbolcularımın ne kadar yorulduğunu düşünürüm. Bir erkek kadar iyi futbol oynayamam belki ama, camianın içinde tribüncülük oynayanla-tribüncü olan arasındaki farkı hemen anlarım. Tüm yasaklara, yasakçı anlayışlara avaz avaz, desibel desibel karşı gelen değil miydi Beşiktaş? Bu taahhütname sesi fazla politik çıkan Beşiktaşlıyı apolitikleştirme çabasıdır. Ben futboldan "kediye kedi" demenin başka yollarını bilecek kadar siyasi bir şekilde anlarım... Islıkla -sözüm ona- bölücü örgüt sloganı atan bir halk, şimdi o tribünlerde neler yapmasın? Gel yeni sezon, gel!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder